Edebi-Tarihi

Işıksız Bir Gece

1

Elleri arkadan bağlı bir şekilde Boday tarafından sürüklenerek değirmenden çıkarılan Tunay önünü görmekte zorlanıyordu. Karanlık bir geceydi; ne ay ne de yıldızlar vardı. Endişeyle bulutsuz gökyüzünü bakarken ayağı taşa takılıp dizlerinin üzerine düştü. Omuzlarından tutulup sertçe ayağa kaldırılırken karanlık aydan kast edilenin aysız bir gece olduğunu kavradı.

Alçin neredeydi? Ondan önce Kattancula tarafından alınıp götürüldüğünde elinden kapının ardından bağırıp tehditler savurmaktan başka bir şey gelmemişti. Alçin götürülürken ne elleri bağlanmış ne de kendisi gibi yerlerde sürüklenmişti. Sanki bahtına razı gibi uysalca oğlanı takip etmişti. Acaba Boday onu kızın yanına mı götürüyordu? Yoksa bu gece yapmayı planladıkları ayin süresince onu başka yerde mi tutacaklardı? Öyle olsa onu neden değirmenden çıkarsınlardı? Tunay yaşadığı panikle düşüncelerinin yoldan çıktığını fark etti. Kaçmak için hala geç değildi, bunun çaresine odaklanmalıydı.

Boday, nehri görüş alanında tutarak onu ağaçların arasındaki küçük bir açıklığa götürdü. Ortada alevleri insan boyuna ulaşan bir ateş yakılmıştı. Geldiklerini gören Kattancula çenesine kadar indirdiği başlığını açtı. Tunay büründüğü kılığın onu ürkek bir oğlandan tehlikeli bir şamana dönüştürmesi karşısında istemsizce güldü. İnsanları görünüşlerine göre değerlendirmekte çok iyiydi.

Oğlan ellerini ve yüzünü kendi için bir şey ifade etse de Tunay için anlamsız, mavi boyayla çizilmiş şekillerle doldurmuştu. Sonbaharın toprak renklerinde şerit halinde kesilmiş kumaşlar abanın omuzlarına dikilmiş oğlanın sırtından ve göğsünden sarkıtılmıştı. Kalın sicimlere geçirilmiş çeşitli büyüklükteki ahşap boncuklar şeritlerle aynı kadere sahiplerdi. Kattancula’nın en ufak hareketinde birbirlerine çarparak tıkırdıyorlardı.

Alçin… Tunay bakışlarını Kattancula’dan kurtarıp panikle kızı aradı. İnsan boyundaki alevlerin etrafından yürüdükçe görüşüne giren kız sakin bir şekilde oğlanın hazırlıklarını izliyordu. Onu görünce sadece gülümsedi, fakat yerinden kımıldamadı. Ellerini önünde kavuşturmuş… Alçin’in elleri bağlı değildi!

Tunay bakışlarını kıza kilitlerken Boday onu ittirerek sırtını en yakındaki ağacın gövdesine yasladı. Kalın iple göğsünden ve bacaklarından onu hareket edemeyecek bir şekilde bağladı.

“Debelenme kızım. Yazgına razı ol artık,” diyen Boday’ın sırıtması ateşin kızıl ışığında Elrik’in toprağın üstündeki elçisi gibi kötücül görünüyordu.

Tunay Alçin ile göz göze gelmeyi denedi, ancak kız ona sırtını dönerek bu çabasını boşa çıkardı. Boday Kattancula’nın yanına gittiğinde kıza seslenmeye cesaret edebildi.

“Bürge, orada dikileceğine kaçsana…” diye fısıldadı.

“Yapamam.” Alçin yüzünü dönmeden cevapladı. “Seni bırakamam.”

“Şimdi mi kendini feda etmek aklına geldi ahmak?”

Alçin’e laf yetiştirmekten Boday’ın üzerine doğru geldiğini çok geç fark etti. Adamın karnında patlayan yumruğu acıyla birlikte bilincini de alıp götürürken en son Alçin’in adamın sırtına atlayıp yumrukladığını gördü.

Berweuli
O bir hikayeci. O iflah olmaz bir hayalperest. Olimbera ve Legolas kedilerinin annesi.

    Doğal Taşlar ve Şifa

    Önceki içerik

    Selanik Türküsü

    Sonraki içerik

    1 Yorum

    1. Merhaba;

      Hatice hanımın hikayeleriyle tanışalı çok yeni oldu;Kendisi bir okuru olarak çok başarılı buluyorum , daha önce kendisinin yazılarını keşfetmediğim için kendime kızmıyor değilim.Yazarımıza başarıların devamını dilerim,Yeni kitabını sabırsızlıkla bekliyorum,

    Yorum Yaz

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Arşiv