Kültürel

Medresetü’l-Hattâtîn

0

Yukarıdaki fotoğrafta Medresetü’l-Hattâtîn’in 27 Kasım 1923’de gerçekleştirilen ikinci icâzet merasiminde bulunan hocaları ve talebelerini görmekteyiz. Tarih kokan bu mânidar fotoğrafta o dönemin imkânlar içindeki imkânsızlıklarında neler yaşanmıştı? Gelin Medresetü’l-Hattâtîn’in yaşam hikayesine birlikte tanık olalım.

1915 yılında kurulan Medresetü’l-Hattâtîn (Hattatlar Medresesi), hat sanatıyla birlikte diğer İslam sanatlarının da nesillere aktarılmak üzere öğretildiği bir Osmanlı mektebi idi.
Hattat Arif Hikmet Bey’in hüsn-i hat eğitimi veren resmî bir mektebe ihtiyaç olduğunu bildirmesi üzerine Evkaf Nâzırı Şeyhülislam Hayri Bey Medresetü’l-Hattâtîn’in kuruluş çalışmalarını başlattı. Müdürlüğüne Arif Hikmey Bey’in getirildiği bu mektebin yeri Cağaloğlu’ndaydı. Maalesef ki şimdilerde bu yapı tanınmayı bekliyor!

Medresetü’l-Hattâtîn mektebi iki katlı olup yaklaşık 150 metre karelik bir alana sahiptir. İçeriye girerken tıpkı evinize veyahut bir ibadethaneye girer gibi ayakkabılar kapıda çıkarılırmış. Ders esnasında hat hocaları duvara dayalı erkan minderlerinde otururlar, talebelerinin derslerine bakmak için meşklerini diz üstünde yazarlarmış.

Gelelim Medresetü’l-Hattâtîn’in açılış merasimine…

Arif Hikmet Bey’in konuşmasıyla başlayan açılışta aşr-ı şerif okunduktan sonra Kamil Akdik sülüs yazıyla bir besmele yazmış; fakat bu süre zarfında davetliler bir hayli beklemişler. Çünkü tepsi üstünde usulüne uygun kalemtraş yerine âdi bir çakı getirilmiş. Kör çakıyla açılan kalemin de yazması epey vakit almış. Medresetü’l-Hattâtîn gibi bir mektebin açılışında yaşanılan bu hadisenin bir aksaklık olduğu da düşünülemezdi! Orada bulunan davetlilerin yazılmış olan Besmele’nin altına imzalarını koymalarıyla icazet merasimi tamam olmuştu.

Aşağıdaki levha mektebin hocası Kamil Akdik Efendi’nin celi sülüs hatla yazdığı “Allah kuluna kâfi değil mi?” (Zümer, 39/36) mealindeki levhasıdır.

Medresetü’l-Hattatîn’in hocaları arasında dönemin önde gelen üstadlarından Kamil Akdik sülüs-nesih, Tuğrakeş İsmail Hakkı Altunbezer celi sülüs-tuğra, Hulusi Yazgan ta’lik-celi ta’lik, Ferid Bey divani-celi divani, Mehmed Said Bey rik’a, Hasan Rıza Efendi sülüs-nesih, Beşiktaşlı Nuri Korman sülüs-nesih yazı talimi ile hat hocalığına tayin edilmiştir. Ayrıca tarih-i hutût ve hattâtîn dersleri ile hatt-ı kûfî ve resm-i hattî dersleri de verilmiştir. Necmeddin Okyay’ın da ebru ve âhar hocalığına getirildiği kaynaklarda geçmektedir. Tezhip dersi ise Yeniköylü Nuri Bey tarafından verilmiş; Bahaeddin Bey (Tokatlıoğlu) de cilt hocalığına getirilmiştir. Sonraki dönemlerde ise yeni dersler eklenmiştir.

1918 yılında ilk mezunlarını veren Medresetü’l-Hattatîn’de 13 talebeye icazetleri takdim edilmiştir. Medresede hocalık vazifesiyle memur olan Necmeddin Okyay, Halim Efendi ile birlikte güzide talebeler arasında da yerini almıştır. İkinci icâzet merasimi ise Süleymaniye’deki Evkaf Müzesi avlusunda 27 Kasım 1923 yılında yapılmıştır. Aralarında Süheyl Ünver ve Macid Ayral’ın da bulunduğu 22 talebenin mezuniyeti gerçekleşmiştir. İcâzet merasimi ile ilgili Süheyl Ünver şunları anlatır:

“Bu icâzetnameler matbu’ ve muallimle müze meclis-i idâre âzasının imzalarını hâvi idi. Yani bizim bildiğimiz eski icâze cemiyetleri gibi olmadı. Pek alafranga bir şey oldu. Bilhassa müze meclis-i idare âzasından Kemal Bey’in münasebetsiz acelesi yüzünden, merâsime çabucak hitam verildi ve bir çok med’uvvin (davetli) de cemiyetten sonra geldiler.”
Bundan sonrasında medresenin mezun vermesine rağmen bir daha icazet merasimi yapılamamıştır.

Aşağıdaki levhada mektebin hem hocası hem de talebelerinden Necmeddin Okyay’ın kaleminden çıkmış ta’lik hattıyla yazdığı eserini seyrinize sunuyoruz.

Ma’rifet iltifata tâbidir/ Müşterisiz meta’ zâyidir.

Medresetü’l-Hattatîn, Cumhuriyetin ilanından sonra eğitimini sürdürüyorken, Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun 1924’de yürürlüğe girmesiyle kapatılmıştır. Medreselerin kapatılmasına yönelik çıkan bu kanun -sadece Medresetü’l-Hattatîn isminden dolayı- haksız bir karara sebep olmuştur. Bunun üzerine Müzeler Müdürü Halil Ethem Bey bir hata yapıldığını ve telafisi için gayretini hocalara bildirmiş, bir süre daha vazifelerine devam etmelerini rica etmişti. Mektebin hocaları da maddi bir karşılık beklemeden sabırla öğretimlerine devam ederek eğitimin aksamasına mani oldular. TBMM’deki kararlardan sekiz ay sonra Medresetü’l-Hattatîn’in ismi “Hattat Mektebi” olarak değiştirilip harf inkılabına kadar faaliyetlerine devam etti.

Hattat Mektebi sisteminden ötürü, 1 Kasım 1928’de çıkarılan harf inkılabı kanununa aykırı görüldüğünden tekrar kapatıldı. Dört ay sonra “Şark Tezyini Sanatlar Mektebi” adıyla yeniden açıldı. 1936 yılında Güzel Sanatlar Akademisi’ne bağlandı. Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’ndeki Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü, Medresetü’l-Hattatîn’in bugünkü devamı niteliğindedir.
Medeniyetimizin, köklerimizin, millî ve dinî değerlerimizin korunması hususunda sahip çıkan, vefa gösteren, bugünlere gelmesini sağlayan kıymetlilerimizi minnetle yad ediyoruz.

Aşağıda, Süheyl Ünver’in gönlündeki boyaya fırçasının eşlik etmesiyle ortaya çıkan Medresetü’l-Hattatîn resmine bakıyoruz.

Üsküdarlı şair Talat Bey’in, ikinci icazet merasiminde yer verdiği dizeleriyle sizleri baş başa bırakıyoruz:


Neshe yüz tutmuş idi bir eyyâm
Sülüsî mertebe hatt-ı İslâm
Pek celî hizmet edip bi’t-tevfîk
Yarına etmedi kârın ta’lik
Haylı hattat yetişdi, fatîn
Yaşasın Medresetü’l-Hattatîn

*Uğur Derman’ın Medresetü’l-Hattatîn Yüz Yaşında eserinden ve İslam Ansiklopedisi’nin ilgili maddelerinden istifade edilmiştir.

İs Mürekkebi
Kuşlar konmuş sesinin tellerine, sanırsın bahar gelmiş.

    Bağdat Kalesine Şanlı Sancağı Diken Yiğit..

    Önceki içerik

    Yorumlar

    Yorum Yaz

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

    Arşiv