Güncel

Yazıcı

0

Her şey bir kızcağızın içtiği süt şişesini Twitter’da paylaşmasıyla başladı. Ülkemizde pek yaygın olmayan bir şekilde şişenin üzerinde sütün yapımında emeği geçen ineklerin isimleri yazıyordu. Sadece bunu göstermek istemişti. Gelin görün ki Veganlar tarafından yediği sosyal linçten ötürü ‘Süt içtiğim için özür dilerim!’ demek zorunda kaldı.

Gerçi bu isimlendirmeler ve minnettarlık bizim özümüze yabancı değil. Çünkü biz, kullandığı eşyalara ve sahip olduğu hayvanlara isim veren bir peygamberin (sallallahu aleyhi vesellem) ümmetiyiz. Nitekim Peygamberimizin hayatının anlatıldığı siyer kaynaklarında kedisi Müezza, develeri Kasvâ, Adbâ ve Ced’â, merkebi Ya’fûr gibi kendisine hizmet eden hayvanlarının isimleri nakledilmektedir.

Çiftçiler, çobanlar hayvanlarını yaşamlarının bir parçası, evlerinin bir ferdi olarak gördüklerinden hepsine ayrı ayrı isim verirler. Bu olay bizi aldı çocukluğumuzda seyrettiğimiz Alp Dağlarındaki Heidi’nin keçilerine götürdü.
Fıtratı dış müdahalelerle bozulmamış her çocuk gibi dünyayı mutlu seyreden Heidi’nin de asıl adı olan Adelheid zamanla reklamlarda oynayan bir ineğe isim olarak verilmiş.

Veganlar, aynı zamanda feminist tipler olduklarından Alp Dağlarının ineği “Adelheid”a da kafayı takmışlar. Bu ineği de dişiliğinden dolayı sömürülmüş olarak niteliyorlar. Aslında kızdıkları ineğin reklamda kullanılması da değil, ineğin sütünün kullanılması. Yahu yazıktır! Bu hayvana sanki gökten zembille inmiş muamelesi yapmak da nereden çıktı. İnsanlık tarihinden beri süt, içilen bir besin. Dağda ne yenilip içilecek? Sütten peynir yapıyor dedesi, beraber yiyorlar. Tabi henüz bizim keşfimiz olan yoğurttan haberi yok; yoksa ayran da yapıp şifa niyetine içebilirdi.

Yine son zamanlarda bazı firmaların hayvanlar üzerinde deney yapma meseleleri sosyal medyanın gündemine düştü. Tıbbî bir zaruret yoksa insanı ölümcül bir hastalıktan kurtarabilecek faydası olmayan bu denemeler elbette kabul edilemez. Lakin bu gündemin başka amaçlara hizmet için oluşturulduğunu düşünüyorum.

Bill Gates, yıllık yayınladığı bir bildiride ineklerin çıkardığı gazların küresel ısınmaya sebep olduğunu, bu sebeple hayvan yemlerinin daha az gaz salınımı sağlayacak şekilde düzenlenmesi gerektiğini açıklamıştı.
Bu bildiride Afrika’nın sağlık sorunları, aşılar, Afrikalı kadınların özelinde eğitimsiz kadınların üretime katkı sağlamamaları sebebiyle eğitilerek özgürleştirilmelerinin gereği(!), dünya genelinde erken doğum ve bebek ölümleri ve nüfus yaşı ortalamasına kadar bir çok sorunu ele almış. Lakin mesele şu ki düğün değil bayram değil Bill Gates bu kadar veriyi neden toplamış? Sağlık ve eğitimi çok önemsiyor gibi görünse de bedava peynir ancak fare kapanında olur. Bir taraftan sorunları ele alırken diğer taraftan kendi ürettiklerini insanlara pazarlama peşinde gibi görünüyor.

Bildirideki en önemli konu ise iklim değişikliği. İklim değişikliğine sebep olan Sera gazı salınımının %24’ünü tarım ve hayvancılığa bağlıyor. Yani inek dışında diğer küçükbaş ve kümes hayvanları da bu verilerden payını almış. Üstelik de inekler bir araba kadar çevreye zarar veriyormuş!
Diğerler zararlılar ise elektrik, imalat, ulaşım ve binalar.
Elbette konuyu direk ineklere bağlayamayacağını kendisi de biliyor ki şu an için yemlerin değişmesi gerektiğini söylüyor ama ileride tüm dünyayı etkileyecek tehlikeli deneyler yapabilme imkanının da önünü açmaya çalışıyor.
Aslında bu kapitalist zihniyet atmosfere ve dünyaya zarar veren şeyleri üretmeyelim demekten ziyade doğayı kendi emirlerinde telakki ederek ilahi olana müdahale etmenin peşinde.

2008 yılında 3D animasyon bir film çıkmıştı, adı Wall-E. Filmde insanlar aşırı tüketim sebebiyle çıkardıkları çöpleri Dünyaya atıp bir teknoloji firmasının ürettiği uzay gemilerine binerek uzayda yaşamaya başlamıştı. Wall-E ise Dünyada tek başına kalmış bir robottu. Çöpleri falan düzenlerken asırlar öncesinden kalma plazma TV’de 1969 Amerikan yapımı Hello Dolly! diye bir film izleyen Wall-E buradan öğrendiği duygularla (!) son kalan canlılardan bir kara böcekle arkadaşlık kuruyor. Bu sırada bir bitkinin de hayatta kalabildiğini fark edip onu korumaya alan robotumuz uzaydan son kalan bitkiyi almak üzere gönderilen başka bir robota âşık oluyor, konu bu çerçevede devam ediyor.
Bu animasyonlar da birer fragman. Bakın ileride böyle olacak, alışın demenin başka bir yolu. Onların da asıl meselesi farkındalık oluşturmak değil. Hepsi aynı çarkın içerisinde sisteme hizmet ediyor.

Yapay etin üretilmesi de işin en korkunç boyutu. Üstelikte bu yeni bir şey değil. Muhtemeldir ki senelerdir fast foodların içerisinde bize yedirdikleri şey 3D yazıcı da üretilmiş yapay et.

Bitti mi? Daha bitmedi 🙂 Bir tarafta etiği tartışılan genetik çalışmalar devam ededursun atı alan Üsküdar’ı çoktan geçiyor.
1963’de sazan balığını sonra 1996’da Koyun Dolly’yi klonlamayla kopyalamış ve çoğaltmışlardı. Sonra fare, inek, keçi, domuz, maymun, tavşan gibi birçok hayvanı klonladılar. 2001’de de kedi kopyalaması yapılarak hayvan klonlamasının endüstriye hizmet etmesinin yolu açıldı. Aslında Çin’de insan klonlandığına dair haberler de çıktı ama gelen tepkiler üzerine bir anda üzeri kapatıldı.
Bunlardan amaç bakın biz Tanrının değil kendi yarattığımız (!) hayvanların üzerinde deney yapıyoruz, onları yiyoruz diyerek Tanrılığa (!) oynamak.
Bu kopya hayvanlar da yine bilimsel deneylerde kullanılıyor. Uzaktan bakıldığında ise bilim hep insanlığın yararına çalışıyor!

Hem bunlara yer yüzünü fesada vermeyin denildiği zaman ‘biz ancak ıslahcılarız’ derler.(Bakara, 2/11)

Yakında bunca badireden sağ çıkabilmiş olan insanoğlunu da klonlamayla uğraşmayıp 3D yazıcıda basıp piyasaya sürerlerse şaşırmayacağım!

Yıldızname
Sayılmayız parmağ ile Tükenmeyiz kırmağ ile Taşramızdan sormağ ile Kimse bilmez ahvalimiz. Erenlerin çoktur yolu, Cümlesine dedik beli; Gören bizi sanır deli, Usludan yeğdir delimiz Tevhid eden deli olmaz Allah deyen mahrum kalmaz Her seher açılır solmaz Bahara erer gülümüz.

    Selahaddin Eyyubi

    Sonraki içerik

    Yorumlar

    Yorum Yaz

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Arşiv