Âb-ı Hayat

Hüsn-i Nazar

1

*İbn Abbas, (r.a.) Allah Resûlü’nün (s.a.s.) şöyle dediğini naklediyor: “Nazar haktır. Eğer kaderin önüne bir şey geçecek olsaydı, göz değmesi onu geçerdi. Sizden birinizden (nazardan dolayı) abdest alması istenirse derhal abdest alsın.”1

“Bakmak, görmek; düşünmek” anlamındaki nazar kelimesi Türkçe’de “beğenilen bir şeye kıskançlıkla bakmak ve zarar verecek şekilde onu etkilemek” manasında nazar etmek (göz değmek), Arapça’da ise nazra (isâbetü’l-ayn) şeklinde kullanılır.
Ayn; göz, nazar, kem göz, pınar, kaynak, memba gibi anlamlara gelir. İslami terminolojide ayn, “gözü değen kişinin hoşlanarak ve kıskanarak baktığı zaman, bakılan kişide Allah’ın elem ve helak yaratmasıdır.2 şeklinde tarif edilmiştir.

Nazarın hak oluşu tüm insanlar tarafından kabul edilen bir durumdur. Bizler çoğu zaman halk arasında nazar değmesini olumsuz manada kullanırız. Bazen aşırı sevgiden bazen de hasetten dolayı insanlara yönelişimizin onları olumsuz yönde etkilediğine ve hastalanmalarına sebep olduğuna çoğumuz şahitlik etmişizdir. “Haset neyse de neden sevgiden nazar değer?” diyenler olacaktır. Şöyle açıklayalım, zulüm, bir şeyin yerinde olmaması; adalet ise her şeyin yerli yerince olmasıdır. Sevilen veya haset edilen ne varsa bu Allah Teâlâ’nın yaratması ve takdiri ile olmaktadır. Bir insan üzerinde görünen nimetleri kişiye ya da kendi bakışımıza hamlederek bakmak, nimeti vereni görmemek yönüyle zulümdür. Nazardaki adaletse, nimetlerin hepsinin şeriki olmayan Allah’a ait olduğunun ve dilediği kuluna emanet verdiğinin fark edilmesidir. Her şeye, önce onları yaratanı hatırdan çıkarmadan hayretle bakıp; “Subhanallah”, kudretinin eserlerini kullar ve diğer halk edilen her şeyde görerek “Maşallah” demek gözün ve kalbin zulmüne manidir.

“Onlara şu iki adamı misal olarak anlat. Biz bunlardan birine çeşitli üzümlerden iki bahçe verdik, her ikisinin etrafını hurmalarla donattık. Ve iki bahçe arasında ekinler bitirdik. Her iki bahçe yemişlerini verdi. Ve hiçbir şey noksan bırakmadı. Ve ikisinin ortasında bir de nehir akıttık. Ayrıca onun serveti de var.
Derken arkadaşıyla konuşurken şöyle dedi; Ben malca senden daha zengin, ve neferce de senden daha üstünüm. Ve kendine zulmederek cennetine (bahçesine) girdi. Bunun yok olacağını hiç zannetmem, dedi. Kıyametin kopacağını da zannetmem. Eğer Rabbime götürülürsem, muhakkak orada bundan daha hayırlı bir sonuç bulurum.
Arkadaşı ise konuşurken ona şöyle dedi; Seni topraktan, sonra bir nutfeden yaratan daha sonra da seni insan haline getireni inkar mı ediyorsun? Fakat ben (diyorum ki) O Allah, benim Rabbimdir. Ben Rabbime kimseyi ortak koşmam. Eğer beni malca ve evlatça kendinden az görüyorsan, bağına girdiğin zaman Maşallah, kuvvet ancak Allah’ın deseydin ya! Umarım Rabbim bana senin cennetinden (bahçenden) daha hayırlısını verir. Seninkine ise gökten bir afet gönderir de, kupkuru bir toprak haline geliverir. Yahut oranın suyu yerin dibine çekilir de bir daha o suyu bulamazsın.
Derken serveti yok edildi. Orası çardakları üzerine yıkılmış kalmış bir halde, oraya yaptığı masraflara karşı ellerini ovuşturmaya başladı. Ah, keşke Rabbime hiçbir şeyi ortak koşmasaydım, diyordu.”
(Kehf, 18/32-42)

Nazar denildiğinde bir sû-i nazar yani kötü bakış, bir de hüsn-i nazar yani “güzeli görerek bakış” olduğu bilinmelidir. Müminlerin o güzele yönelerek gördüğü her şeyden önce Hakkı görmesi tevhidin esasıdır.
Zaten muhakkikler nezdinde nazar, “Hakk’ın nûru ile hakka/halka bakış, lütufkâr ve keremli bakış, teveccüh ile bakmak” demektir.

O halde Hüsn’ü, hüsn-i nazarla seyredip, nakd ile pazar eyleyelim vesselâm.

Doğruya nazar eyleriz
Biz eğri nazar bilmeyiz
Nakd ile pazar eyleriz
Veresi pazar bilmeyiz

Aşk ile meydana geldik
Nazar-ı dîvâna geldik
Pervâneyiz yana geldik
Zincir ile dâr bilmeyiz
Muhyiddin Abdal

*Ebü’l-Abbâs Abdullāh b. el-Abbâs b. Abdilmuttalib el-Kureşî (ö. 68/687-88) radiyallahu anh kimdir? https://sumbulsokak.com/mefkure/

1- Müslim, Selam, 42; Tirmizi, Tıp, 17; ibn Mace, Tıp, 33
2- Kendurî, Velid Muhammed, “el-Hasedü ve’l-Aynü fi Davi’s-Sünneti’n-Nebeviyyeti”, Mecelletü’s-Şeriati ve’d-Diraseti’l-islamiyyeti, Kuveyt, 1999 s:75.

fatma yıldız
Sayılmayız parmağ ile Tükenmeyiz kırmağ ile Taşramızdan sormağ ile Kimse bilmez ahvalimiz. Erenlerin çoktur yolu, Cümlesine dedik beli; Gören bizi sanır deli, Usludan yeğdir delimiz Tevhid eden deli olmaz Allah deyen mahrum kalmaz Her seher açılır solmaz Bahara erer gülümüz.

    Kahverengi ve Mavinin Şehri

    Önceki içerik

    Ev Bitkileri Havayı Temizler mi?

    Sonraki içerik

    1 Yorum

    1. Dün arkadaşımla bu konuyu konuştuk, ne güzel tevafuk.. kaleminize sağlık

    Yorum Yaz

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir